Nama İfaya İzin Verilmesi Davası Nedir?

Nama ifaya izin verilmesi davası, borçlunun sözleşmeden doğan yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde alacaklıya önemli bir hukuki imkan tanır. Bu dava türü, Türk Borçlar Kanunu’nun 113. maddesinde düzenlenmiş olup alacaklının mağduriyetini gidermek amacıyla geliştirilmiştir. Özellikle uygulamada inşaat ve eser sözleşmelerinde sıkça karşımıza çıkmaktadır. Bu dava sayesinde alacaklı, borçlunun yerine geçerek işi kendisi yaparak ya da üçüncü bir kişiye yaptırarak ortaya çıkan tüm masrafları borçluya yükletebilir.

Nama İfa Kavramı ve Hukuki Anlamı

Nama ifa kavramını en basit haliyle şöyle açıklayabiliriz. Borcun alacaklı tarafından veya üçüncü bir kişi aracılığıyla kapatılması anlamına gelir. Normal şartlarda borç ilişkilerinde borcun bizzat borçlu tarafından ifa edilmesi esastır. Buna rağmen borçlu bu yükümlülüğünü yerine getirmezse, hukuk sistemi alacaklıya pasif bir şekilde bekleme zorunluluğu yüklememektedir. Bunun yerine, mahkeme aracılığıyla alacaklıya aktif bir çözüm yolu sunar. Bu noktada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, alacaklının kendi başına hareket edememesidir. Yani borcun yerine getirilmesi için mahkemeden izin alınması şarttır. Aksi halde yapılan işlemler hukuki korumadan yoksun kalabilir.

Nama İfaya İzin Verilmesi Davasının Şartları

Nama ifaya izin verilmesi davası her durumda açılabilecek bir dava değildir. Bu davayı açmak için;

  1. Bir “yapma borcu” bulunmalıdır. Yani borçlu, belirli bir işi yapmakla yükümlü olmalıdır. Örnek vermek gerekirse bir inşaatın tamamlanması, tadilatın yapılması ya da belirli bir hizmetin sunulması gibi durumlar bu dava içine girer. 
  2. Söz konusu yapma borcu üçüncü kişiler tarafından ifaya uygun olmalıdır. Yani işin, borçlunun şahsına sıkı sıkıya bağlı olmaması önemlidir. Örnek olarak sanatsal bir eser üretimi gibi yalnızca o kişi tarafından yapılabilecek işler için nama ifa yoluna başvurulamaz.
  3. Borçlu edimini yerine getirmemiş olmalıdır. Borçlu yapması gerekeni hiç yapmamışsa, eksik bırakmışsa ya da ayıplı şekilde ifa etmişse nama ifa davası açılabilir. 
  4. Sözleşme feshedilmemiş olmalıdır. Uygulamada genellikle borçluya önceden ihtar gönderilerek uyarı yapılır. Bu uyarının ardından da belirli bir süre verilir. Bu süreye rağmen ifa gerçekleşmezse, alacaklı mahkemeye başvurarak nama ifaya izin talep edebilir. 

Sürecin amacı; hukuki güvenliği sağlamak ve de borçluya son bir fırsat tanımaktır. 

Davanın Uygulama Alanı: İnşaat Sektörü

Nama ifaya izin davaları en çok kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde gündeme gelmektedir. Kat karşılığı inşaat sözleşmesi: arsa sahiplerinin, arsa paylarının belirli bir kısmını müteahhite vermeyi taahhüt ettiği; buna karşılık müteahhitin de bu kısımların inşaatını gerçekleştirip arsa sahiplerine sözleşme ve projeye uygun bir şekilde teslim etmeyi taahhüt ettiği sözleşmelerdir. Bu sözleşme uyarınca müteahhidin projeyi yarım bırakması ya da sözleşmeye aykırı şekilde davranması nama ifaya izin davasının açılmasına neden olabilir. İnşaat sektöründe bu gibi durumlarda arsa sahibi, mahkemeye başvurarak eksik işlerin tamamlanması için izin talep edebilir. 

Mahkeme, bilirkişi incelemesi yaptırarak eksik işleri ve bunların maliyetini belirler. Bunun sonucunda da işlerin üçüncü kişiler aracılığıyla tamamlanmasına karar verebilir. Hatta bazı durumlarda, masrafların karşılanabilmesi için müteahhide ait bağımsız bölümlerin satışına dahi izin verilebilir. Ancak önemle belirtilmelidir ki, nama ifaya izin davası müteahhit tarafından da açılabilir. Örneğin arsa sahipleri müteahhitin inşaatı yapması adına düzenlenen vekaletname için azilname düzenlerlerse bu durum sözleşmeye aykırılık anlamına gelir ve müteahhitin dava açma hakkı doğar.

Mahkeme Süreci ve Bilirkişi İncelemesi

Nama ifaya izin, tarafların kendi aralarında yaptıkları anlaşma yoluyla olabileceği gibi, görevli ve yetkili mahkemede dava açılması yoluyla da olabilir. 

Dava yoluna başvurulması halinde davacı, nama ifaya izin talebinde bulunan alacaklı, davalı ise edimini/borcunu layığıyla yerine getirmediği iddia olunan borçludur. 

Nama ifaya izin davalarında mahkeme süreci teknik detaylar içermektedir. Bu sebeple bilirkişi incelemesi göz ardı edilemez. Bilirkişiler, eksik veya ayıplı işleri tek tek tespit ederek bu işlerin tamamlanması için gerekli maliyetleri hesaplar. Mahkeme, bu rapor doğrultusunda karar verecektir. Hatta mahkeme izin vermekle kalmayıp aynı zamanda yapılacak işlerin kapsamını, maliyetini ve nasıl gerçekleştirileceğini de açık şekilde belirler. Bu durum gelecekte doğabilecek uyuşmazlıkların önüne geçilmesi açısından kritik bir rol oynar.

Alacaklının Talep Edebileceği Haklar

Nama ifaya izin verilmesi davası, yalnızca bir “izin davası” değildir. Alacaklıya geniş haklar tanıyan da bir davadır. Alacaklı, işin üçüncü bir kişiye yaptırılmasını talep edebileceği gibi ortaya çıkacak masrafların borçlu tarafından karşılanmasını da isteyebilir. 

Bununla beraber eğer gerekirse mahkeme kararıyla avans talep edilmesi hatta masrafların karşılanabilmesi için borçluya ait malların satışına izin verilmesi de mümkündür. Alacaklı, uğradığı ek zararları da tazminat olarak talep edebilir. Bu yönüyle nama ifa davası yalnızca borcun yerine getirilmesini değil alacaklının ekonomik olarak korunmasını da amaçlar.

Yargıtay Kararları Doğrultusunda Nama İfa Hakkında Bilgiler 

Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, nama ifaya izin verilmesi davalarının sınırlarını net bir şekilde çizer. Özellikle eksik işlerin somut ve ayrıntılı şekilde belirlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Ayrıca Yargıtay kararlarında yapılacak iş ile harcanacak bedel arasında makul bir denge kurulması gerektiği ifade edilmektedir. 

Bu kapsamda, borçlunun mal varlığı üzerinde yapılacak tasarrufların da ölçülü olması gerekir. Örneğin; masrafların giderilmesi amacıyla borçluya ait olan ve satışına izin verilecek taşınmazların değeri ile yapılacak işin maliyeti arasında denge bulunmalıdır. Bu uygulama hem alacaklının hem de borçlunun haklarının doğru ve orantılı bir şekilde korunmasını sağlar.

Nama İfa ile Tazminat Arasındaki Fark

Nama ifaya izin verilmesi davası çoğu zaman tazminat davaları ile karıştırılmaktadır. Ancak bu iki dava türü arasında önemli farklar bulunmaktadır. Tazminat davalarında uğranılan zararın karşılığı para ile giderilir. Nama ifaya izin davasında ise doğrudan borcun yerine getirilmesi gerekir. Bu nedenle nama ifaya izin davası, özellikle alacaklının sözleşmeden kaynaklanan haklı beklentisinin yerine getirilmesi halinde daha etkili bir hukuki yoldur.

Burada amaç sadece zarar telafisi değildir. Aynı zamanda sözleşmenin fiilen hayata geçirilmesidir. Nama ifaya izin davası, borçlunun yükümlülüğünü yerine getirmediği durumlarda alacaklıyı koruyan bir dava türüdür. Özellikle teknik ve mali boyutu fazla olan sözleşmelerde alacaklının hak kaybına uğraması bu dava ile engellenebilir. Doğru şekilde yürütülen bir dava süreci ile alacaklı, işin tamamlanmasını sağlarken aynı zamanda yaptığı masrafları borçluya yükletebilir. Bu nedenle nama ifa, Türk borçlar hukukunda etkili bir çözüm yolu olarak kritik önem taşır. 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

To Top